Tahkim Hukuku

Tahkim, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların devleti yargı organlarının yerine tarafların kendileri tarafından belirlenen hakem tarafından çözümlenen bir yöntemdir. Tahkim Hukuku, anlaşmazlıkların çözüldüğü bir hukuk dalıdır. Tahkim kimilerine göre alternatif bir çözüm yöntemi olarak nitelendirilirken, kimilerine göre de yargı çalışmasıdır. Tarafların tahkime gitmesi, uyuşmazlık öncesinde ya da sonrasında aralarındaki tahkim sözleşmesine dayanmaktadır. Normal şartlarda özel bir hukuk kavramı olarak nitelendirilen tahkim, idare hukukunda da uygulanır olmuştur. Bu hukukun idare hukukunda uygulanması için de 1999 yılında Anayasa değişikliği yapılmıştır. Türk Hukukuna göre bir uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için uyuşmazlık konusunun tahkime elverişli olması şarttır. Taraflar üzerinde serbestçe tasarruf imkanı yoksa tahkime gidilmesi mümkün değildir. Bir boşanma davasının tahkim davası ile çözülmesi mümkün değildir. Tahkim, uluslararası ve iç tahkim olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Eğer bir ilişkide yabancı bir unsur bulunmuyorsa, bu durumda uluslararası tahkime gitmek mümkün değildir. Tahkimin yapılabilmesi için tahkime elverişli konular olmalıdır. Ayrıca geçerli bir tahkim sözleşmesinin de olması gereklidir. Tahkim, devletin mahkemelerine göre çok daha kısa sürede sonuçlanmaktadır. Genellikle hakemler uyuşmazlık konusunda uzmandır ve bu da doğal olarak normal yargılamadaki bilirkişiden bilgi alma ile karşılaştırıldığında çok daha sağlıklı bir sonuç elde edilmesini sağlamaktadır. Ayrıca tahkim, resmi yargıya göre çok daha ekonomik olmaktadır. Ticari hayatla ilgili tahkimlerde gizlilik vardır. Bunun nedeni, vergisel meselelerin gizli kalması gerektiğidir. Her türlü yargı kararının diğer ülkelerde de uygulanabilmesi için tenfiz edilmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ulusal mahkeme kararlarının tenfizinin yapılabilmesi için karşılılık prensibinin bulunduğudur. Tahkim kararları için ise New York Konvansiyonu vardır ve bu sözleşmeye pek çok ülke taraftır. Hal böyle olunca da tahkim kararlarının ulusal mahkeme kararlarına göre tenfizini daha çok kolaylaştırmaktadır. En farklı kısımlarından biri de yapılan sözleşmeyle yasaya sıkı sıkıya bağlı kalma zorunluluğunun kalkmasıdır. Ayrıca hangi hukukun uygulanacağı seçilebilme imkanı elde edilmektedir.

Küreselleşme, Tahkimi Çözüm Yolu Haline Getirmiştir

Tahkim  kararlarına karşı ne yapılabilir? Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15’inci maddesinde, “Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılır, öncelikle ve ivedilikle görülür” denilmektedir. Davanın 30 gün içinde açılması gereklidir. Davada ileri sürülecek konular yine Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15’inci maddesinde belirtilmiştir. Maddede, “Tahkim sözleşmesinin bulunmadığı, hakem ve hakem kurulu seçiminde anlaşmaya uyulmaması, kararın süresi içerisinde verilmemesi, hakem ya da hakem kurulunun yetkisiz olduğuna dair karar, taraflardan birinin ehliyetsiz olması, hakem ya da hakem kurulu kararda yetkisini aşması, usul anlaşması olmayan tarafların usul kanunlarına uymaması, taraflara eşit davranılmaması” olarak ifade edilmiştir. Bunlar davalı tarafından ileri sürülebilecek konulardır. Mahkemenin re’sen dikkate aldığı bazı nedenler de bulunmaktadır. Açılan iptal davası, hakem kararının icrasını durdurmaktadır. Ayrıca iptal davasının aleyhine temyize gidilebilmektedir ancak karar düzeltme yoluna başvurulması imkansızdır. İptal davası açıldığında hakem kararını yok etmektedir. Tenfiz davası açıldığında ise hakem kararı hukuken geçerli olmaktadır. Özellikle son yıllarda çok uluslu şirket sayısının artmasının yanı sıra küreselleşme ve uluslararası ticaret hacmindeki artış, tahkimi alternatif uyuşmazlık çözüm yolu haline getirmiştir. Ayrıca tahkim, hızlı bir çözüm yolu sunmaktadır. Tahkimde verilen kararların tamamı, ülkelerdeki yerel yargı ilamları gibi uluslararası geçerliliğe sahiptir. Tahkimde, çok uluslu şirketlerin son derece önem verdiği gizlilik ilkesine sıkı sıkıya uyulmaktadır. Tahkim kararlarının bazı iç hukuk düzenlemelerine göre kesin karar olarak kabul edilme avantajı vardır.

Tahkimde Yetkili Mahkeme Neresidir?

Tahkim ile ilgili uluslararası nitelik taşıyan yargılama sonucunda verilen hakem kararları, New York Konvansiyonu’na taraf olan, Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinin de aralarında bulunduğu toplam 143 ülkede geçerlidir. New York Konvansiyonu’nun 3’üncü maddesinde, yabancı unsurlu tahkim kararlarının, yerel mahkeme kararları hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Ancak kararların kısa süre içinde yerel mahkemece tanınması ve tenfiz edilmesi gerekmektedir. Türkiye’de 4685 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, 21 Haziran 2001 tarihinde edilmiş, aynıca 5 Temmuz 2001 tarihinde de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın amacı, milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Yasa, yabancılık unsurunun taşıdığı ve tahkim yerinin Türkiye olarak seçildiği, kanun hükümlerinin taraflar, hakem ya da hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanmaktadır. Yasanın 5’inci ve 6’ncı maddelerine göre, tahkim yeri olarak Türkiye dışında bir ülke belirlenmişse, aynı yasanın uygulanacağı ifade edilmiştir. Yasa, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynı haklara ilişkin uyuşmazlıklarla iki tarafın iradelerine tabi olmayan uyuşmazlıklarda ise uygulanmamaktadır. Yabancılık unsurundan ise belli şartların yerine gelmesi ile söz edilebilmektedir. Bu durumda tahkim, uluslar arası nitelik kazanmaktadır. Bunlardan birincisi tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya ikametiyle işyerlerinin ayrı devletlerde bulunmasıdır. İkincisi, tarafların yerleşim yeri, ikamet ya da işyerlerinin tahkim anlaşmasında ifade edilen ya da anlaşmaya dayanarak tespit edilen hallerde tahkim yerinden, asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün gerçekleştirileceği yerden ya da uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden başka bir devlette bulunmasıdır.

Tahkim Anlaşması Yazılı Olmalıdır

Tahkim anlaşması yapmadan önce kanımızca bu özel niteliği olan konularda etkin ve yetkin tahkim avukatları ile irtibata geçilmelidir. Ancak yine de tahkim anlaşmasının nasıl yapıldığını bilmek gereklidir. Uyuşmazlığı tahkime götürmek için öncelikle taraflar arasında tahkim sözleşmesinin imzalanmış olması gereklidir. New York Konvansiyonu’na göre de tahkim anlaşmasının yazılı olması şarttır. Tahkim anlaşması, seçtiği hukuka ya da böyle bir hukuk seçim yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerli olmaktadır. Bir uyuşmazlıkta dava mahkemede açılmışsa, karşı taraf tahkim için itirazda bulunabilmektedir. Tahkim itirazının öne sürülmesi, tahkim anlaşmasının geçerliliğine ait uyuşmazlıkların çözülmesinde, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu”nun ilk itirazlara ilişkin hükümleri uygulanmaktadır. Tahkim itirazı kabul edildiğinde mahkeme davayı usulden reddetmektedir. Yargılama devam ederken taraflar tahkime gitme konusunda anlaşırlarsa, dava dosyası da ilgili hakem ya da hakem kuruluna gönderilmektedir. Aksi olmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine ve uygun bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararı verebilmektedir. Tahkimde taraflar, hakem sayısını belirlemekte serbesttir ancak sayının tek olması gereklidir. Eğer taraflar hakem sayısı ile ilgili bir karara varmamışlarsa üç hakem seçilmektedir. Gerçek kişilerin hakem seçme imkanı vardır. Tek hakem seçilecekse ve taraflar hakem seçemezlerse, bu kez hakem taraflardan birinin talebi üzerine asliye hukuk mahkemesi tarafından seçilmektedir. Eğer üç hakem seçilecekse taraflardan her birinin bir hakem seçmesi gereklidir. Bu şekilde seçilen iki hakem de üçüncü hakemi belirlemektedir. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin ulaşmasından itibaren otuz gün içinde hakem seçiminde bulunmazsa, tarafların seçtiği iki hakemin seçilmelerinden sonraki otuz gün içinde üçüncü hakemi tespit etmezlerse, taraflardan birinin talep etmesi üzerine konunun niteliğine göre Asliye Mahkemeleri hakem seçimini yapmaktadır. Üçüncü hakem de başkan olarak görev yapmaktadır.

Tüketici Hukuku

Tüketici Hukuku, tüketicinin korunması için geliştirilmiş bir hukuk sistemidir. Tüketiciler öncelikle ekonomik olarak korunmuş, sonrasında kaybettikleri ekonomik haklarının geri kazanılması, zarara uğrayanların zararlarının tazmin edilmesi gibi durumlar ortaya çıkmıştır. Ancak hukuk tüketicinin korunmasından ibaret olmamalıdır. Tüketicinin korunması evrensel bir kavramdır ve bu hukuk, hem özel hukuku hem de kamu hukukunu içinde barındırmaktadır. Emredici kurallarla düzenlenen bu hukuk dalı, devletin kalkan görevini üstlendiği, devletin müdahalesine açık bir daldır. Tüketici hakkı kavramı ilk kez Kennedy tarafından dile getirilmiştir ve tüketicinin bilgi edinmesi, tüketicinin sesini duyurması, tüketicinin tazmin edilmesi ve tüketicinin örgütlenmesi gibi 4 kavramda ele alınmıştır. Avrupa Birliği’nde de 1975 yılında tüketici programı ortaya çıkmıştır. Bu programda tüketicinin temel hakları belirlenmiştir. Bu haklar; tüketicinin sağlığının ve güvenliğinin korunması hakkı, tüketicinin ekonomik çıkarlarının korunması hakkı, tüketicinin tazmin edilme hakkı, tüketicinin bilgilendirme ve eğitim hakkı ile tüketicinin temsil edilme hakkı olarak 5 maddede toparlanmıştır. Bu 5 madde, ülkemizde de Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a aynen yansımıştır. Ülkemizde tüketicinin hakkını arama mercii de Tüketici Mahkemesi olmuştur.

 

Tüketici Davası Tüketicinin Hakkını Korumak İçin Açılır

 

Mahkemelere Tüketici Davası açıldığında amaç tüketicinin hakkını korumaktır. Ancak tüketicinin kayıtsız şartsız haklı olması diye bir husus bulunmamaktadır. Bu nedenle dava açılmadan önce tüketici kanununu çok iyi bilen bir danışmanlık firmasından görüş alınmalıdır. Tüketicinin korunmasındaki amaç bellidir. Ancak öncelikle tüketicilere bir malı satı alırken öncelikle gerekli olup olmadığının bilincini aşılamak gereklidir. Ayrıca bilinçli tüketici olunmalı, yalnızca haklarının değil bazı sorumluluklarının da bulunduğu anlatılmalıdır. Var olan haklarına nasıl sahip çıkacaklarının öğretilmesinin yanı sıra malya da hizmetlerle ilgili araştırmaların yapılıp tüketicilerle paylaşılmasının da önemi büyüktür. Reklam ile mal ve hizmet alımının önüne geçilmesi, tüketicilerin bütçelerine uygun olan mal ve hizmetlere ulaşması sağlanmalıdır. Tüketicinin korumanın bazı araçları vardır. Bu araçlar arasında öncelik tüketicinin kendisidir, yani bilinçli tüketicidir. Devletin de tüketiciyi korumaya yönelik mevzuat hazırlama, yürütme ve uygulama görevi bulunmaktadır. Ayrıca devletin yasaları öğretme ve tüketicileri bilinçlendirme görevi de bulunmaktadır. Ayrıca devletin hem imalatçıyı hem de satıcıyı denetleme görevi de bulunmaktadır. Tüketicinin bilinçlendirilmesinin en önemli yollarından biri de medyadır. Ancak bilim insanlarının da görevinin inkar edilmemesi gereklidir. Bunların yanı sıra danışmanlık firmaları da tüketiciyi bilinçlendirme ve yol gösterme görevini üstlendikleri de bilinmelidir.

 

Ayıplı Malda 15 Güne Kadar Değişim Yapılmalıdır

 

Tüketici Davaları, farklı nedenlerle açılabilmektedir. Ancak dava açılmadan önce bazı hakların bilinmesi ve buna göre işlem yapılması önemlidir. Bunlardan birisi ayıplı kaldır. Alınan bir ürün hatalı çıktığında 15 gün içinde değiştirilmesi paranın ide edilmesi, ücretsiz onarılması, ayıbın neden olduğu değer kaybının malın bedelinden indirilmesi talep edilebilmektedir. Firmanın bu talepleri karşılama zorunluluğu vardır. 15 günlük süre, ayıbın gizli olması ve tüketicinin bunu sonradan fark etmesi durumunda 2 yıla kadar çıkabilmektedir. Ancak üzerinde defolu olduğu belirtilen ürünlerle ilgili bu durum geçerli olmamaktadır. Bunun yanı sıra mal ve hizmetlerin ambalajlarının üzerinde mutlaka etiket ve tarife olmalıdır. Sanayi malı imal eden işletmelerin ürünleri için en az bir yıl garanti vermelidir. Ayrıca garanti ürünün tüm parçaları için geçerli olmalıdır. Bazı parçaların garanti kapması dışında tutulması mümkün değildir. Ayrıca satıcıların bu garanti belgesini müşteriye vermekle mükelleftir. Ürünün arızalanması durumunda tamiri garanti süresince ücretsiz yapılmalıdır. Servis ya da üreticinin garanti kapsamında olan ürün için para talep etmesi mümkün değildir. Eke&Şimşek, bu alanlarda uzman ekipleriyle danışmanlık hizmeti vermekte ve tüketici davalarında profesyonelce yol göstermektedir.

Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku, hukukun ticaretle ilgili tüm mevzuatını kapsayan alt dalıdır ve kişiler arasındaki ticari ilişkileri düzenlemektedir. Hükümlerse, temel olarak Ticaret Kanunu’nda toplanmıştır. Ayrıca bu hukuk kanunları arasında Sermaye Piyasası Kanunu, Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu da vardır. Ticaret hukukunun genel kavramları tacir, ticaret sicili, ticari işletme, tacir, ticaret unvanı, ticari defterler, cari hesap, ticari işler tellallığı, haksız rekabet, acentelik, ticaret ortaklıkları başlıklarında tanımlanmaktadır. Ticaret ortaklıkları da kooperatif, komandit, kolektif, limited ve anonim ortaklıklarıdır. Belgelerle ilgili hukuk, değerli evrak başlığı altında toplanmıştır. Düzenlenme biçimleri ise nama ve hamiline yazılı olmaktadır. Değerli evrak poliçe, bono, çek, emtia senetleri e taşıma senetleri türlerindendir. Deniz Ticaret Hukuku ve Sigorta Hukuku da sosyal sigortalar hariç Ticaret Hukuku konuları arasında yer almaktadır. Bu hukuk dalının kapsamına hukuk dalları da girmektedir. Bunların arasında bulunan Ticari İşletme Hukuku, özel bir hukuk dalıdır. Bu hukuk dalının çeşitleri ve tanımları bulunmaktadır. Ancak bu tanımlar ortak bir noktaya ulaşamamıştı. Ticaret hayatını düzenleyen hukukun kendine has özellikleri bulunmaktadır. Bu hukuk dalı geniş manada ticari faaliyetlerden doğan ve ekonomik hayatla yakından ilişkisi bulunan bir takım hukuki durumları kapsamaktadır. Bu hukuk dalı her ülkede yoktur. Genel anlamda Borçlar Kanunu kapsamında ele alınır.

Ticari Sözleşmeler

Bunların dışında bir de ticari sözleşmeler vardır. Bu sözleşmelerde tarafların birbirine uygun açıklamalarıyla yapılan bir hukuki işlemdir ve sözleşmenin genel olarak belirli bir biçimde yapılmasının zorunluluğu yoktur. Ancak yasalarda bazı tür sözleşmelerin belirli biçimde yapılması belirtilmiştir. Mesela gayrimenkul satış sözleşmesinin resmi biçimde yapılması mecburidir. Ayrıca sözleşme yazılı biçimde yapılmalıdır. Bu, anlaşmazlık durumunda kanıtlamayı kolaylaştırmak içindir. Sözleşme, taraflardan birinin sunduğu bir önerinin karşı taraf veya diğer taraflarca benimsenmesiyle olmaktadır. Sözleşmede tarafların karşılıklı menfaatleri vardır. Herhangi bir malı satın alırken yapılan iş, sözlü bir sözleşmedir. Alıcı mal için belli bir fiyat önermekte, satıcı bu öneriyi kabul ederse parayı alarak malı teslim etmektedir. Bu durum, yapılan sözleşmenin koşullarının yerine getirilebilmesidir. Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tüm tarafların sözleşmeyi hür iradeleriyle ve bilinçli olarak yapmaları gereklidir. Taraflardan birine zor kullanılması, tarafların birinin korkutulması veya aldatılması yoluyla yapılan sözleşmelerin herhangi bir geçerliliği yoktur. Kanunlara göre reşit olmayanlar, ekli melekeleri yetersiz olanlar ve çocukların sözleşme yapması mümkün değildir. Ayrıca konusu kanun ya da genel ahlak kurallarına ahlaka aykırı sözleşmelerin de yapılması imkânsızdır. Sözleşmeyi imzalayan taraflarından biri sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmezse karşı taraf dava açabilmektedir. Mahkeme haksız tarafı yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlaşıcı karar alır ya da sözleşmeye uyulmasından doğan zararın ödenmesine karar verebilir. Tazminat adı verilen bu ödemeye karar verilmesi için zarar gören tarafın zararını kanıtlaması gereklidir. Davaların yetkili mahkemesi Ticaret Mahkemesi olmaktadır.

Uzun yıllara dayanan tecrübesi ile Eke & Şimşek ticari işletme, şirketler ve kambiyo hukuku bakımından farklılık yaratmaktadır.

 

Taşıma Hukuku ve Ticaret Davaları

Taşıma Hukuku, deniz, kara ve hava taşımacılığından kaynaklanan ihtilaflar olarak özetlenebilmektedir. Bir de Ticaret Davası vardır. Bir davanın ticari olması için iki sonuç olmalıdır. İlk olarak davaya özel mahkemede bakılmalıdır. İkinci olarak ise özel muhakeme usulü kurallarının uygulanmasıdır. Ticari davalara eğer varsa o mahaldeki ticaret mahkemeleri bakmaktadır. Bu mahkemeler yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde de ticari bir dava açılabilmektedir. Ancak miktarla ilgili sınırlamanın da göz önünde bulundurulması önemlidir. Ticaret Hukuku’nda ticari davalara uygulanacak özel bir usul öngörülmemiştir. Ayrıca Ticaret Suçları da yine aynı mahkemelerde görülmektedir.

Sigorta Hizmetleri

Sigorta, kişilerin karşı karşıya kalabilecekleri zarar ve gelir kaybına yol açan olayların ekonomik boyutlarından korunmak için belli bir miktar prim karşılığında risklerini devrettikleri bir sözleşmedir. Sigorta süresi, poliçenin yürürlükte kalacağı süredir. Bazı poliçelerde maksimum ve minimum süreler bulunmaktadır. Sigortalı, yaşamını, sağlık giderlerini ya da ekonomik risklerini teminat alına aldıran kişidir. Sigorta ettiren ise sözleşmeyi yaparak prim ödeyen kişi anlamına gelir. Sigortalı ile sigorta ettiren aynı kişi de olabilir. Poliçe ise sigortası yapılan mal ya da cana ait belirleyici bilgileri, sigortanın başlangıç ve bitiş tarihlerini, ödenecek primleri ve teminat tutarlarını içeren yazılı belgedir. Prim ise sigortalının ödediği ücrettir. Bunların toplamına Sigorta Hizmetleri adı verilmektedir.

Uzman Sigorta Şirketi Seçilmeli

Bir de Sigorta Hukuku vardır. Bu, ticaret hukuku kapsamına giren özel bir hukuk dalı olarak nitelendirilmektedir. Hukuk, sigortacının ödediği prim karşılığında, kişinin maddi bir menfaatini zarara uğratan rizikonun oluşmasında düzenlemesini öngörmektedir. İşletmelerin çalışmalarını düzenleyen hukuk kurallarının bütünüdür ve bu kuralları belirli bir sistem içinde inceleyen hukuk dalına da denilmektedir. Türkiye’deki bu hukuk, sigorta teminatı ve sorumluluğu gibi çok sayıda konuda, sigortacılarla tazminat talep eden özel ve tüzel kişilerle aracı kuruluşları temsil etmektedir. Yaşam alanlarında meydana gelebilecek her türlü kaza, hırsızlık, yaralanma, yangın veya benzeri olaylarda, vücutta meydana gelebilecek organ kaybında bu zararları ödemek sigorta şirketinin görevi içindedir. Bu nedenle de güvenilir ve uzman sigorta şirketinin seçilmesi gereklidir. Bu konuda Eke&Şimşek, profesyonel hizmet vermektedir. İyi bir sigorta şirketi seçmek, meydana gelebilecek önüne geçmektedir. Bazı şirketler riskler meydana geldiğinde bazı zorluklar çıkarabilmekte, ödemeyi bile geciktirebilmektedir. Böylesi durumlarda da hukuk devreye girmekte ve oluşan bütün mağduriyetlerin önlenmesi için tüm olanakları kullanmaktadır. Sigortacılık faaliyetinin mali riski her zaman vardır ve bu da sigortacılık faaliyetlerinin yoğun olarak denetlenmesine neden olmaktadır. Yasalar çerçevesinde de para ya da hapis cezası uygulanabilmektedir. Sigortayla ilgili olan alacak ve tazminat davaları, maluliyet sigortası davaları, yangın sigortasına ilişkin davalar, ferdi kazalara ve mal tazminatlarına ilişkin davalarda danışmanlık hizmeti verilebilmektedir.

Sigorta Danışmanlık Hukuku

Sigorta Danışmanlık Hukuku da ihtilaflarda şirketler lehine çözüm süreçlerinin takibinin yapılmasıdır. Sigorta danışmanının görevi, poliçe öncesi hizmetler, hasar sonrası hizmetler ve hukuk sürecinde verilen hizmetler olarak üç ayrı kategoride değerlendirilebilir. Poliçe öncesi danışmanlık hizmetlerinde karşı karşıya kalınabilecek riskleri tanımlamak, sonrasında nelerin sigortalanabileceğini tespit etmektir. Sigorta danışmanı ile iletişime geçildiğinde kazayla ilgili sigorta şirketine ihbar için gerekli evraklar düzenlenecek ve ihbar sigortalının arıa yapılmış olacaktır. Sigorta şirketlerinin zararları eksperlere de yaptırmaktadır. Ancak sigorta yasaları sigorta eksperini sigortalının da atayabilmesine olanak sağlamaktadır. Sigortalının atadığı uzman, bağımsız olacaktır. Sigorta şirketleri ise Türkiye’de ve ile yurt dışında kurulmuş sigorta şirketinin Türkiye’deki teşkilat yapısını ifade etmektedir. Sigorta acentesi ise bir sıfatı olmaksızın sözleşmeye dayanarak sigorta şirketlerinin hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık eden kişidir. Sigorta eksperi ise risklerin gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkan kayıp ve hasarların miktarını ve nedenleriyle ve niteliklerini belirleyen tarafsız ve bağımsız kişidir. Sigorta hakemi ise sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesinden çıkar sağlayan kişilerle riski üstlenen taraf arasında sigorta poliçesinden doğan uyuşmazlıkları çözen kişi olmaktadır. Sigorta raportörü, sigorta ettiren ya da sigorta sözleşmesinden çıkar sağlayan kişiler ile birlikte riski üstlenen taraf arasında sigorta poliçesinden doğan uyuşmazlıkların çözümü amacıyla komisyona gönderilmiş şikâyetler üzerinde ön incelemeyi yapan kişi olarak tanımlanmaktadır.

İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku

İş Hukuku, İşçi Hakları, çalışma koşulları, işçi ücretleri, işçi sendikaları ve işverenle işçi arasındaki ilişkileri inceleyen hukuk dalıdır. İş uyuşmazlıkları da genel olarak asliye hukuk mahkemelerinde ya da asliye mahkemesi niteliğinde olan iş mahkemelerinde görülmektedir. Bu hukuk alanı içinde İş Kanunu da vardır. Bu kanun, iş, işçi ve işveren konularını ele almakta, ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkları düzenlemektedir. Bu kanun kapsamına giren uyuşmazlıkların tamamı iş mahkemelerinde görülmektedir. Ülkemizde İş Kanunu, “1475 Numaralı Kanun” olarak da adlandırılmaktadır. İş hukukuna iş ilişkisi içinde olan herkesin uyması gereklidir. Bu hukuk kuralı, iş yerinde hizmet akdi ile çalışan ve çalışmasının karşılığında ücret alan işçi ile işveren arasında olan ve bunların bağlı olduğu topluluklarla olan ilişkileri düzenleyen uyulması zorunlu olan kurallardır. Çalışanlar, bağımlı ve bağımsız çalışanlar olarak ikiye ayrılmakla birlikte bu hukuk, bağımlı çalışanlardan yalnızca işçiyi ele almakta ve işverenle olan ilişkisini düzenlemektedir. Memurlar ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabidir. Bu hukuk, bireysel ve toplu olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

İşverenin Yükümlülükleri

Bireysel hukuk, genel olarak küçük işletmelerde işçi ile işveren arasında olan ilişkileri düzenlemektedir. Konuları ise ücret, hizmet sözleşmesi, çalışma koşulları, ek ücretler, ikramiye, komisyon, sosyal haklar, işten ayrılma ve tazminat ve benzerleridir. Toplu hukuk ise genel olarak büyük işletmelerde uygulanmaktadır. Bu hukukta sendika kurma, sendikaya üye olma, toplu sözleşme, sendikanın feshedilmesi, sendikal haklar gibi konular bulunmaktadır. İş hukukunda işçi ve işverenin borçları vardır. İşverenin borçları arasında ücret ödeme borçları, işçinin kullanacağı araç, gerek, malzeme ve donanımı temin etme, işçiyi koruma, eşit davranma, doğum izni ile oda ve yurt açma borçları vardır. Ücret ödeme borcu, işçinin hizmet sözleşmesinde belirtilen çalışmayı yapmasıyla birlikte sözleşmede belirtilen ücreti ödeme borcudur. Ücretin dövizle, çek, senet, bono, tahvil ve benzeri kâğıtlarla, imal edilen malla ödenmesi mümkün değildir. Mutlaka Türk Lirası ile ödenmelidir ve ödenen ücretin belgelenmesi zorunludur. İşçinin kullanacağı araç, gereç, malzeme ve donanımı temin etmek de işverenin borcudur. İşverenin işçiyi koruma borcu da vardır. İmalat sırasında ve sonrasında insan sağlığını tehdit eden sorunların tespit edilmesi, gerekli önlemlerin alınması işverenin sorumluluğundadır. İşveren, yakını olsa bile işyerinde ayrımcılık yapamaz. Ödül ve cezalandırma herkese eşit olarak uygulanmalıdır. Kadın işçilerin doğum izni vardır. Oda ve yurt açma borcu da yaşına ve medeni durumuna bakılmaksızın 100 ile 150 arasında kadın işçi bulunan işyerlerinde bir yaşından küçük çocuklar için emzirme odası kurulmalıdır. 150’den fazla kadının bulunduğu işyerlerinde ise çalışma yerinden ayrı ancak işyerine yakın yurt ve anaokulu olmalıdır. Yurdun mesafesi 250 metreden uzaksa ücretsiz servis sağlanmalıdır. Bu maddeler uygulanmadığında İş Mahkemesi aracılığı ile dava açılabilmektedir. Bu arada işçinin hukuku olduğu kadar İşveren Hukuku olduğu da unutulmamalıdır. Ayrıca işçinin de çalışma borcu, sadakat borcu ve işyeri kurallarına uyma borcu da bulunmaktadır.

Sosyal Güvenlik Hukuku

Sosyal Güvenlik Hukuku da yine bu hukuk dalı kapsamındadır. Kişilerin, çeşitli mesleki, fizyolojik ve sosyo-ekonomik risklerle karşı karşıya kalması durumunda sosyal güvenlik devreye girmektedir. Sosyal güvenlik, bu riskler nedeniyle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşenlere gelir sağlamayı amaçlamaktadır. Bunun olması için işverenin sosyal güvenlik primlerini eksiksiz yatırması gereklidir. İşverenin bu primleri yatırmakta yavaş davranması, yatırmaması, eksik yatırması, Sosyal Güvenlik Cezaları kapsamında değerlendirilmektedir. Bu ceza ağırlıklı olarak para cezası şeklinde uygulanmaktadır. Ancak yapılan son düzenlemelerle birlikte yasalara uymayan işverene verilen cezalar artırılmıştır. Eke &Şimşek, iş yaşamı ile ilgili tüm sorunlarda profesyonel danışmanlık hizmeti sunmakta ve çözüme kavuşturmaktadır.

-İş kazası ve iş kazasından doğan tazminat davaları

-Kıdem ve ihbar tazminatlarının ve ücret alacaklarının tahsili

-Sendikal faaliyetlerle ilgili ihtilafların çözülmesi

-Mobing ve kötü niyet tazminatlarına ilişkin davaların açılması ve takibi

-İşçi ve işverenlerin hakları konusunda danışmanlık hizmeti

-İş sözleşmelerinin hazırlanması ve sözleşmelerin feshinden doğan ihtilaflar

-Toplu iş sözleşmesi taslaklarının hazırlanması ve müzakere

-Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunundan doğan ihtilaflar

-Sigortalılığın tespiti davaları ve diğer davalar

-Grev ve lokavt sürecinde müzakerelerin yürütülmesi ve danışmanlık

İnsan Hakları Hukuku

İnsan hakları hukuku, çağdaş dünyada ortaya çıkan yeni gelişmelerin ışığında gelişmiş ülkelerde yürürlüğe giren, bir hukuk dalıdır. Kişi hak ve hürriyetlerinin haksız yere kısıtlanmasının önüne geçen bu kanun, insan hak ve özgürlüklerini korumakta, hukuk devletini, kamu sağlığını, çevreyi ve toplum barışını korumakta, aynı zamanda suç işlenmesini önlemek amacını taşımaktadır. İnsan haklarını düzenleyen bu hukuk dalı, soykırım ve insanlığa karşı işlenen suçlar da kapsamaktadır. Bu hukuk, Birleşmiş Milletler tarafından da kabul edilmiş ve üye ülkelere tavsiye edilmiştir. İnsan hakları ile ilgili cezalar, insan hakları mahkemesi tarafından görülmekte ve göçmen kaçakçılığı ile insan ticareti de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu kapsamın içinde zorla çalıştırmak ya da hizmet ettirmek de bulunmaktadır. Ayrıca insanı esarete ve benzer uygulamalara tabi kılmak da suçtur. İnsan üzerinde tehdit, baskı, zor ya da şiddet uygulamak gibi fiilleri kapsayan bu hukuk dalı, nüfuzu kötüye kullanmayı, kişiler üzerindeki denetim imkânlarından ya da çaresizliklerinden yararlanmayı da suç kapsamında değerlendirmektedir. İnsanlığa yönelik olan bu suçlara verilen cezalar, 18 yaşından küçüklere yapılması halinde artırılmaktadır. Suç kapsamına giren bir başka madde de işkence ve eziyettir. Bir ya da birden fazla kişiye İnsan onuruyla bağdaşmayan, bedensel ya da ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması durumunda cezalandırılması söz konusudur.

İnsan Hakları Davası

İnsan hakları davası kapsamına ayrımcılık da girmektedir. Kişiler arasında ırk, dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım yapmak suçtur. Ayrıca bir taşınmaz veya taşınır malın satılmaması, devredilmemesi, bir hizmetin icra yapılamaması ya da hizmetten yararlanmanın engellenmesi de suç kapsamında değerlendirilmektir. Kişinin işe alınmaması, gıda maddelerinin verilmemesi, kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasının engellenmesi de suçu oluşturmaktadır. Bunu yanı sıra halkı sınıf, sosyal, din, ırk, mezhep ya farklı özellikler taşıyan bir başka kesim aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik edenler de bu suç kapsamında yargılanmaktadır. İnsan üzerinde deney yapmak da cezalandırılmaktadır. Ancak durumun tıbbi ve bilimsel deney olması, kişinin de rızasının bulunması durumu istisna tutulmuştur. Özel hayatın gizliliğine müdahale de yine bu hukuk alanındadır. Kişilerin her ne şartta olursa olsun özel hayatına girilmesi, başkalarının görmesi imkânsız olan olayların tespit edilmesi de ceza kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca kişiler arasındaki haberleşme de gizlidir ve bunu ihlal etmek de suçtur. Suçun oluşması için de ilgilinin razı olmaması esastır. Konuşulanların dinlenmesi, kaydedilmesi, kayıt altına alınması da cezalandırılmaktadır.

Düşünce Özgürlüğü İnsan Haklarının Temelidir

İnsan hakları cezası, hürriyete karşı suçları da kapsamaktadır. Kişinin kendisi ya da yakınının hayatına, vücuduna ya da cinsel dokunulmazlığına bir sadırı gerçekleştirildiğinde, saldırıyı yapan kişinin cezalandırılması söz konusudur. Ayrıca hiç kimsenin bir yere gitmesi ya da bir yerde kalması engellenemez ve bu da suç kapmasında değerlendirilmektedir. Düşünce özgürlüğü de insan hakları arasındadır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, insan hak ve özgürlüklerinin temeli olarak nitelendirilmektedir. Kişilerin bu özgürlüğü, Türk Ceza Kanunu 115’inci madde ile koruma altına alınmıştır. Kanun maddesi, “inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” ile ilgilidir ve bu maddede, “Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir. Her ne surette olursa olsun iç hukuk yolları tükendiğinde ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yolu açıktır. Eke&Şimşek, bütün bu konularla ilgili profesyonel danışmanlık hizmeti vermektedir.

İdare Hukuku

İdare Hukuku, temelinin anayasada belirtildiği, kamuya tanınan üstünlük ve ayrıcalıklarla bireye tanınan hak ve özgürlüklerinin dengelenmesini sağlayan hukuk dalı olarak nitelendirilmektedir. İdare ile ilgili davalar, İdare Davaları olarak tanımlanmaktadır. Bu hukuk, en geniş tanımı ile idarenin hukukudur. İdare, devlet yapılanması içinde belirli görevleri yapmak için oluşturulan teşkilattır. Ayrıca bu teşkilatta görev yapanları da kapsamaktadır. İdarenin amacı kamu yararını korumaktır. Bu hukuk da kamu yararını meydana getirmeye, denge bozulduğunda yeniden kurmaya yardımcı olmaktır. Bu amaçla idarenin çalıma ve teşkilatlanmasını kurallara tabi kılınarak bireyin hak ve özgürlüklerinin teminat altına alınması sağlanmaktadır. Hukukun uygulanması sırasında meydana gelen uyuşmazlıklar da idari yargıda çözüme kavuşturulmaktadır. Bu hukuk dalı içtihatlara dayanmaktadır. İdare hukukunun en birinci kaynağı anayasadır. Anayasadan sonra ise ilgili kanunlar, kanun hükmünde kararnameler, tüzük ve yönetmelikler gelmektedir. Yargı içtihatlarının yanı sıra ve idari teamüller ve uygulamalar da bu hukuk dalının kaynakları arasında bulunmaktadır. İdari davalar idare mahkemesinde, vergi mahkemesinde ya da Danıştay’da açılabilmektedir. İdari davalar dava konusu olan idari işlemin yapıldığı yerdeki mahkemede açılmaktadır.

İdari Dava Dilekçeleri Elden Teslim Edilmelidir

 

İdare Davası Cezaları ile ilgili dilekçe, mevcut yerde idare ve vergi mahkemesi varsa doğrudan mahkemeye gidilmeli ve elden teslim edilmelidir. Dava harcı ve posta giderinin alınacağı hesap edilmeli ve hazırlıklı gidilmelidir. En doğrusu önceden mahkemeye başvurularak harç ve posta giderinin tutarının öğrenilmesidir. Mevcut yerde idare ya da vergi mahkemesi yoksa dilekçe asliye hukuk hâkimliğine verilebilmektedir. Açılacak dava Danıştay’ın yetki alanına giriyorsa, dilekçe varsa idare ve vergi mahkemesi başkanlıklarına, yoksa asliye hukuk hâkimliklerine verilmelidir. Yurtdışında yaşayanlar dilekçelerini o ülkedeki Türk konsolosluklarına verebilmektedir. İdari davalar, idarenin hukuka aykırı bir şekilde gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin iptalinin yanı sıra uğranılan zararın tazmin edilmesi için açılabilmektedir. Davanın açılabilmesi için işin bir kamu kurumu tarafından gerçekleştirilmesi gereklidir. Aşrıca işlem kesin olarak tamamlanmalıdır. İdari işlem sürüyorsa ve bir başka makamın tasdik etmesine gerek varsa, ya da karara karşı müracaat ederek kararın değiştirilmesini isteme olanağı bulunuyorsa o işlem kesin olarak tamamlanmamış anlamına gelmektedir. Bunun için de öncelikle idari yolların tamamının bitirilmesi gereklidir. İdari eylemlerden dolayı hak ihlali söz konusu ise idari dava açmadan evvel eylemler öğrenildiği tarihten itibaren geçerli dolmak üzere 5 yıl içinde ilgili idareye müracaat edilerek hakların yerine getirilmesi talep edilebilmektedir. İdari davalar, idare tarafından tebligat yapılmasını takiben vergi mahkemelerinde 30, idare mahkemelerinde ya da Danıştay’da 60 gün içerisinde açılmalıdır.

İdare ile olan işlem ve eylemlerden kaynaklı önleyici tedbirlerin alınması hallinde ve uyuşmazlıkların Eke & Şimşek’ten profesyonel destek alınabilmektedir. İdari davaların yanı sıra tüm hukuksal sorunlarda uzman desteği sunan Eke&Şimşek, sorunlara çözüm getirmektedir.

-Danıştay nezdinde açılacak davalar.

İcra ve İflas Hukuku

İcra Hukuku, borcunu ödeyemeyenin borcunun, alacaklının isteği üzerine devlet zoruyla gerektiğinde taşınır ve taşınmaz tüm varlıklarına el konarak karşılanmasına yönelik olan hukuk dalıdır. İcra hukukunda icra takibi vardır ve bu terim alacaklının alacağını alabilmek için icra müdürlüğünde başlattığı işlemdir. İcra işlemlerinde haciz uygulaması vardır ve bu uygulama, borçlunun mallarına ve tüm haklarına icra müdürlüğü aracılığıyla el konulmasıdır. İcra müdürlüğü, haciz uygulamasından önce tebligat göndermektedir ve bu tebligat genellikle ödeme ya da icra emri olmaktadır. Bunun bir süresi vardır ve bu tebligat dikkatlice okunmalıdır. Ödeme emri ile icra emrinin arasında pek bir fark yoktur. İkisi de bir borcun bulunduğunu ve bu borcun icra müdürlüğü vasıtası ile tahsil edileceğini belirtmektedir. İcra takibinin ilamsız takip, kambiyo senetlerine has takip ve ilamlı takip gibi çeşitleri vardır. İlamsız takip ve kambiyo senetlerine has takipte ödeme emri, ilamlı takipte ise icra emri gönderilmektedir. Ödeme ve icra emri, İcra Davaları kapsamında gönderilmektedir. İcra müdürlüğü tarafından gönderilen bu belge ile yasal hakların kullanılması için bir süre tanınmaktadır. Borç yoksa ya da borç miktarı hatalıysa, önceden ödenen bir borç yeniden isteniyorsa yasal haklar kullanılarak icra takibi durdurulabilmektedir.

Haciz İşlemine İtiraz Edilebilir

İcra takiplerinde gerçekleştirilen Haciz İşlemleri ise icra memurunun gözetiminde yapılmaktadır. Haciz işleminde alacağın tahsil edilebilmesi için eşyanın tespit edilmekte ve haciz tutanağına yazılmaktadır. Bu işlemde alacaklı talep ederse eşyaları yediemin depolarına götürülebilir ya da borçlu yediemin olur ve eşyalar bulunduğu yerde bırakılabilmektedir. Haciz işlemi uygulanırken alacaklı ya da vekili arzu ederse hazır bulunabilmektedir. Haciz işlemi yapılırken beyan ve talepler icra memuru tarafından haciz zaptına yazılmalıdır. Bu nedenle haciz tutanağı dikkatlice okunmalı ve sonrasında imzalanmalıdır. Taleplerin yazılmadığı bir zaptı, taleplerin olmadığını belirterek imzalamak ya da imzalamamak mümkündür. Haciz uygulaması memur işlemidir ve yasalara aykırılık söz konusu olduğunda icra mahkemesine şikâyet davası açılabilmektedir. Ayrıca bu dava süreye tabi olmamaktadır. Tek bir konut varsa ve bunun satılması halinde bir başka bir konut alınması mümkün olamıyorsa haczi mümkün olmamaktadır. Buna rağmen haciz işlemi yapıldıysa 7 gün içinde icra mahkemelerine başvuru yapılabilmektedir. Eğer haczedilen eşya borçluya ait değilse bu durumun icra memuruna belirtilmesi gereklidir. Bunun haciz tutanağına yazılması gereklidir. Ayrıca durumun eşyanın sahibi olduğu belirtilen kişiye bildirilmesi de gereklidir. Bu durumda üçüncü kişinin istihkak davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu, karmaşık bir davadır ve mutlaka hukuki yardım alınmalıdır. İcra ve İflas Hukukundan kaynaklanan tüm davalar ile ilgili Eke&Şimşek profesyonel avukatlık ve danışmanlık hizmeti vermektedir.

İflas Davaları Ticaret Mahkemelerinin Görev Alanındadır

İflas Hukuku farklı bir dal olmakla birlikte icra ile bağlantılıdır. İflas ise ticaret mahkemesinin iflasına karar verilen borçlunun haczedilebilen tüm malvarlığının icra yolu ile paraya çevrilerek tüm alacaklarına ödenmesi durumudur. İflas tacirler hakkında uygulanabilmektedir. Ayrıca İflas Davaları ticaret mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Bir borçlu için yapılan iflas takibi ve iflas davasının sonuçlanmasından tüm alacaklılar yararlanmaktadır. İflas hukukunda, eğer aksi belirtilmemişse alacaklılar arasında eşitlik bulunmaktadır. Elde edilen para alacaklıların arasında eşit bir şekilde paylaştırılmaktadır. İflas kararı mahkeme tarafından verilmelidir. Ayrıca iflas eden borçlu, alacaklılarının talebini beklemeden kendisinin de iflasını isteyebilmektedir. İcra ve İflas hukukunda İflas Erteleme de vardır. Bu durum yalnızca borçlu olan şirketin değil alacaklıların da kamunun da yararınadır. Ertelemeden anonim ve limited şirketlerle kooperatifler yararlanabilmektedir. Erteleme kararı bir defada en fazla bir yıl için verilebilmekle birlikte bu süre 4 yıla kadar uzatılabilmektedir.

Hukuksal Eğitimler

Hukuksal eğitimler, Eke & Şimşek’ in faaliyetleri arasında bulunmaktadır.

Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu İle İlgili Hukuksal Eğitimler

Hukuksal eğitimler sadece bir konu üzerinde olmamaktadır. Özellikle Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu eğitim programları, şirketlerin özel durumları göz önünde bulundurularak firmaya özel paketler halinde sunan Eke&Şimşek, bankalar için de hukuk birimlerinde görevli avukatların hukuk bilgilerini güncellemektedir. Bu sayede ve mesleki gelişimlerine katkıda bulunan hukuk büromuz, mevcut hukuk eğitim programları kapsamındaki konular ya da ve ya bankaların ihtiyaçlarına karşılık verecek yeni konularla ilgili özel hukuk programları hazırlamaktadır. Büromuz bankaların şube müdürlerinin yanı sıra diğer personelin da ihtiyaç duydukları konularda özel programlar hazırlamakta ve bu programların içerikleri de ortaklaşa belirlenmektedir. Hukuk bir bilimdir ve bir bilim olarak da yazılı olmalıdır. Şirketlerin verdiği teklifler, gönderdikleri elektronik posta mesajları, proje ile çalışılan firmalarda proje aşamasında gerçekleşen eylemlerin kayıt altına alınması, müşteriden onayın imzalı olarak alınması, müşteriden kaynaklanan sıkıntıların yazılı belge ile imza altına alınması, projeyi gerçekleştiren firmanın yapmadığı işlerin bildirimi gibi çok sayıda şirket içi uygulamalar, hukuksal eğitim ile yerine getirilmektedir. Hukuksal eğitim, kamu kurumları ve belediyeler için de önemlidir. Kamu kurumu ve belediyelerin avukatları ile personelin hukuksal sorunlarla karılaştığında sıkıntı yaşamaması için ana hatları ve hizmet alanı ile ilgili hukuksal eğitim alması önemlidir. Hukuk büromuz, bu yönde profesyonel bir şekilde eğitim vermektedir.

Özel Eğitim Programları Sunulmaktadır

Hukuksal eğitimler ile ilgili detaylar arasında özel grup eğitimleri de vardır. Kamu kurum ve kuruluşlarının yanı sıra belediyeler, bankalar, şirketler veya büyük hukuk büroları için üstelik kendi yerlerinde kanunlar ve isteğe bağlı özel eğitim programları da sunulmaktadır. Eke&Şimşek ayrıca hukuk büroları için yardımcı eleman eğitimi de gerçekleştirmektedir. Büromuz, Bilişim Hukuku ile ilgili olarak da eğitim vermektedir. Bilişim Hukukunun önemi son yıllarda daha da fazla anlaşılmıştır. Özellikle teknolojinin hızla geliştiği günümüzde bilişim hukukunun varlığının önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır. Özellikle kişisel verilerin gizliliği ve korunması, bilişim alanındaki fikri ve sınaî haklar, bilişim suçları ve dijital delil gibi kavramlarla sık karşılaşıldığı günümüzde bilişim hukuku son derece önemli bir hale gelmektedir. Büromuz, bu konuda profesyonelce destek vermektedir.

Hukuk Bilinci Eğitimleri

Hukuk bilinci eğitimleri, kamu kurum ve kuruluşları ile özel sektördeki şirketlerin müşterilerle temas kuran personeline verilmelidir. Hukuk bilinci geliştikçe kişilerin hukuk dışı durumlarda nasıl davranması gerektiği kavraması da o derece gelişmektedir. Hukuk bilincine yönelik eğitimler, Eke&Şimşek bürosunun sunduğu bu bilinç eğitimi, aynı zamanda sorumluluk projesidir. Hukuk eğitimi, şirket personeline gerçek hayat ilişkileri üzerinden verildiğinde çok daha gerçekçi olmaktadır ve personel bu sayede hukuk bilgilerini çok daha çabuk kavramaktadır. Bu bilinç yerleştikçe ve personel gerekli eğitimi aldıkça şirket hukuku ile ilgili tüm konulara vakıf olmakta ve böylece hukuksuz işlerin ve özellikle müşterilerin hukuk dışı davranışlarının önüne geçilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca sözleşmeler hukuku ile ilgili olarak da eğitim verilmektedir. Bu eğitim sonucunda da mal alım satımı ile ilgili, hizmet tedariki, kira, web sayfası kullanım, iş, lisans, franchise, distribütörlük, acentelik, gizlilik, müteahhitlik, işletme ile banka ve finans hukuku alanındaki sözleşmelerle ilgili de geniş bir bilgiye sahip olunmaktadır. Başta şirketler hukuku ve ticaret hukuku olmak üzere sektörlerle ilgili tüm hukuksal mevzuatlar konusunda ayrı ayrı bilgi verilen hukuk eğitimi, bilinçlendirme yönelik olmakta ve personele kendi sektörü ile ilgili detaylı hukuk bilgileri verilmektedir. Personele kendi alanı dışında bilgi verilmesine gerek yoktur. Hizmet verdiği sektörle ilgili tam hukuk bilgilerine sahip olması, personel için en uygun yöntem olarak öne çıkmaktadır.

Hukuk Danışmanlığının Önemi

Hukuk danışmanlığı da son derece önemlidir. Eke&Şimşek bürosu, gerçek ve tüzel kişiliğe sahip işletmelerle kamu kurum ve kuruluşlarına bu hizmeti sunmaktadır. Hukuk danışmanı, herhangi bir konu hakkında konunun hukuki boyutları ile ilgili olarak görüşlerine ve bilgisine başvurulan uzmandır. Hukuk danışmanı olmak için hukuk fakültesi mezunu olmanın yanı sıra herhangi bir barodan avukatlık belgesinin alınmış olması da gereklidir. Bir anlamda hukuk danışmanlarının avukatlık mesleğini yapabileceğinin tescillenmesi şarttır. Hukuk danışmanları, şirket ya da şahıslara her alanda danışmanlık hizmeti verilmesi ile bu kişi ya da kurumların herhangi bir sorunla karşı karşıyla gelmesi hedeflenmektedir. Bunun için de ön eden tedbirlerin alınması önemlidir ve bunu da danışmanlık hizmeti veren büronun gerçekleştirmesi şarttır. Eke&Şimşek, profesyonelce hizmet vererek olası hukuk sorunlarını bertaraf edece adımları atmaktadır. Bu sayede firmalar hukuk sorunları ile karşı karşıya kalmamaktadır. Hukuk bürosu, her türlü hukuki sonunla ilgili çözüm önerileri hazırlamalı, tüm sözleşmelerin hukuken risk içerip içermediği incelenmeli, sakınca görüldüğü takdirde yeniden yazılmalı, şirketin özlük dosyası sistemi ve içeriği incelenmeli ve güncel hale getirilmelidir. Ayrıca iş sözleşmelerinin şirket içi işleyiş, sektörel gereklilik, iş koşullarının yanı sıra çalışma saatleri de göz önüne alınarak hazırlanmalıdır.

Hukuk Hizmetlerinin Önemi

Hukuk Hizmetleri sunulurken özellikle şirketin mal ya da hizmet satıcısı olduğu durumlarda müşteri ile imzalayacağı sözleşmelerin Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu ve diğer mevzuatlarla ilgili incelemesinin yapılması gereklidir. Eke&Şimşek, bu incelemeleri büyük bir titizlikle gerçekleştirmekte ve profesyonelce incelemektedir. Sunu sonucunda sözleşmelerin danışmanlığı üstlenilen şirketin lehine olacak şekilde yeniden hazırlanması sağlanmaktadır. Şirket alıcı olduğu durumda ise kendisine teklif edilen sözleşmelerin gerekli yasalar ve mevzuatlar ışığında incelenmesi ve bu sözleşmelerin de şirketin lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmesi sağlanmalıdır. İşyerinde karşı karşıya kalınabilecek işçi ve işveren sorunlarında da işverenin uygulamalarına rehberlik edilmesi de aynı hizmet çerçevesinde değerlendirilmelidir. Olumsuz bir durum söz konusu olduğunda da hak kaybının engellenmesi sağlanmalıdır. Şirketin tüm ticari faaliyetleri sırasında karşı karşıya kalabileceği hukuki riskler ile ilgili uyarılması da yine hukuki danışmanlık faaliyetleri arasında gelmektedir.