Tahkim Hukuku

Tahkim, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların devleti yargı organlarının yerine tarafların kendileri tarafından belirlenen hakem tarafından çözümlenen bir yöntemdir. Tahkim Hukuku, anlaşmazlıkların çözüldüğü bir hukuk dalıdır. Tahkim kimilerine göre alternatif bir çözüm yöntemi olarak nitelendirilirken, kimilerine göre de yargı çalışmasıdır. Tarafların tahkime gitmesi, uyuşmazlık öncesinde ya da sonrasında aralarındaki tahkim sözleşmesine dayanmaktadır. Normal şartlarda özel bir hukuk kavramı olarak nitelendirilen tahkim, idare hukukunda da uygulanır olmuştur. Bu hukukun idare hukukunda uygulanması için de 1999 yılında Anayasa değişikliği yapılmıştır. Türk Hukukuna göre bir uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için uyuşmazlık konusunun tahkime elverişli olması şarttır. Taraflar üzerinde serbestçe tasarruf imkanı yoksa tahkime gidilmesi mümkün değildir. Bir boşanma davasının tahkim davası ile çözülmesi mümkün değildir. Tahkim, uluslararası ve iç tahkim olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Eğer bir ilişkide yabancı bir unsur bulunmuyorsa, bu durumda uluslararası tahkime gitmek mümkün değildir. Tahkimin yapılabilmesi için tahkime elverişli konular olmalıdır. Ayrıca geçerli bir tahkim sözleşmesinin de olması gereklidir. Tahkim, devletin mahkemelerine göre çok daha kısa sürede sonuçlanmaktadır. Genellikle hakemler uyuşmazlık konusunda uzmandır ve bu da doğal olarak normal yargılamadaki bilirkişiden bilgi alma ile karşılaştırıldığında çok daha sağlıklı bir sonuç elde edilmesini sağlamaktadır. Ayrıca tahkim, resmi yargıya göre çok daha ekonomik olmaktadır. Ticari hayatla ilgili tahkimlerde gizlilik vardır. Bunun nedeni, vergisel meselelerin gizli kalması gerektiğidir. Her türlü yargı kararının diğer ülkelerde de uygulanabilmesi için tenfiz edilmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, ulusal mahkeme kararlarının tenfizinin yapılabilmesi için karşılılık prensibinin bulunduğudur. Tahkim kararları için ise New York Konvansiyonu vardır ve bu sözleşmeye pek çok ülke taraftır. Hal böyle olunca da tahkim kararlarının ulusal mahkeme kararlarına göre tenfizini daha çok kolaylaştırmaktadır. En farklı kısımlarından biri de yapılan sözleşmeyle yasaya sıkı sıkıya bağlı kalma zorunluluğunun kalkmasıdır. Ayrıca hangi hukukun uygulanacağı seçilebilme imkanı elde edilmektedir.

Küreselleşme, Tahkimi Çözüm Yolu Haline Getirmiştir

Tahkim  kararlarına karşı ne yapılabilir? Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15’inci maddesinde, “Hakem kararına karşı yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası yetkili asliye hukuk mahkemesinde açılır, öncelikle ve ivedilikle görülür” denilmektedir. Davanın 30 gün içinde açılması gereklidir. Davada ileri sürülecek konular yine Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 15’inci maddesinde belirtilmiştir. Maddede, “Tahkim sözleşmesinin bulunmadığı, hakem ve hakem kurulu seçiminde anlaşmaya uyulmaması, kararın süresi içerisinde verilmemesi, hakem ya da hakem kurulunun yetkisiz olduğuna dair karar, taraflardan birinin ehliyetsiz olması, hakem ya da hakem kurulu kararda yetkisini aşması, usul anlaşması olmayan tarafların usul kanunlarına uymaması, taraflara eşit davranılmaması” olarak ifade edilmiştir. Bunlar davalı tarafından ileri sürülebilecek konulardır. Mahkemenin re’sen dikkate aldığı bazı nedenler de bulunmaktadır. Açılan iptal davası, hakem kararının icrasını durdurmaktadır. Ayrıca iptal davasının aleyhine temyize gidilebilmektedir ancak karar düzeltme yoluna başvurulması imkansızdır. İptal davası açıldığında hakem kararını yok etmektedir. Tenfiz davası açıldığında ise hakem kararı hukuken geçerli olmaktadır. Özellikle son yıllarda çok uluslu şirket sayısının artmasının yanı sıra küreselleşme ve uluslararası ticaret hacmindeki artış, tahkimi alternatif uyuşmazlık çözüm yolu haline getirmiştir. Ayrıca tahkim, hızlı bir çözüm yolu sunmaktadır. Tahkimde verilen kararların tamamı, ülkelerdeki yerel yargı ilamları gibi uluslararası geçerliliğe sahiptir. Tahkimde, çok uluslu şirketlerin son derece önem verdiği gizlilik ilkesine sıkı sıkıya uyulmaktadır. Tahkim kararlarının bazı iç hukuk düzenlemelerine göre kesin karar olarak kabul edilme avantajı vardır.

Tahkimde Yetkili Mahkeme Neresidir?

Tahkim ile ilgili uluslararası nitelik taşıyan yargılama sonucunda verilen hakem kararları, New York Konvansiyonu’na taraf olan, Türkiye ve Avrupa Birliği ülkelerinin de aralarında bulunduğu toplam 143 ülkede geçerlidir. New York Konvansiyonu’nun 3’üncü maddesinde, yabancı unsurlu tahkim kararlarının, yerel mahkeme kararları hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Ancak kararların kısa süre içinde yerel mahkemece tanınması ve tenfiz edilmesi gerekmektedir. Türkiye’de 4685 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu, 21 Haziran 2001 tarihinde edilmiş, aynıca 5 Temmuz 2001 tarihinde de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yasanın amacı, milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Yasa, yabancılık unsurunun taşıdığı ve tahkim yerinin Türkiye olarak seçildiği, kanun hükümlerinin taraflar, hakem ya da hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanmaktadır. Yasanın 5’inci ve 6’ncı maddelerine göre, tahkim yeri olarak Türkiye dışında bir ülke belirlenmişse, aynı yasanın uygulanacağı ifade edilmiştir. Yasa, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynı haklara ilişkin uyuşmazlıklarla iki tarafın iradelerine tabi olmayan uyuşmazlıklarda ise uygulanmamaktadır. Yabancılık unsurundan ise belli şartların yerine gelmesi ile söz edilebilmektedir. Bu durumda tahkim, uluslar arası nitelik kazanmaktadır. Bunlardan birincisi tahkim anlaşmasının taraflarının yerleşim yeri veya ikametiyle işyerlerinin ayrı devletlerde bulunmasıdır. İkincisi, tarafların yerleşim yeri, ikamet ya da işyerlerinin tahkim anlaşmasında ifade edilen ya da anlaşmaya dayanarak tespit edilen hallerde tahkim yerinden, asıl sözleşmeden doğan yükümlülüklerin önemli bir bölümünün gerçekleştirileceği yerden ya da uyuşmazlık konusunun en çok bağlantılı olduğu yerden başka bir devlette bulunmasıdır.

Tahkim Anlaşması Yazılı Olmalıdır

Tahkim anlaşması yapmadan önce kanımızca bu özel niteliği olan konularda etkin ve yetkin tahkim avukatları ile irtibata geçilmelidir. Ancak yine de tahkim anlaşmasının nasıl yapıldığını bilmek gereklidir. Uyuşmazlığı tahkime götürmek için öncelikle taraflar arasında tahkim sözleşmesinin imzalanmış olması gereklidir. New York Konvansiyonu’na göre de tahkim anlaşmasının yazılı olması şarttır. Tahkim anlaşması, seçtiği hukuka ya da böyle bir hukuk seçim yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerli olmaktadır. Bir uyuşmazlıkta dava mahkemede açılmışsa, karşı taraf tahkim için itirazda bulunabilmektedir. Tahkim itirazının öne sürülmesi, tahkim anlaşmasının geçerliliğine ait uyuşmazlıkların çözülmesinde, “Hukuk Muhakemeleri Kanunu”nun ilk itirazlara ilişkin hükümleri uygulanmaktadır. Tahkim itirazı kabul edildiğinde mahkeme davayı usulden reddetmektedir. Yargılama devam ederken taraflar tahkime gitme konusunda anlaşırlarsa, dava dosyası da ilgili hakem ya da hakem kuruluna gönderilmektedir. Aksi olmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine ve uygun bir teminat karşılığında ihtiyati tedbir ile ihtiyati haciz kararı verebilmektedir. Tahkimde taraflar, hakem sayısını belirlemekte serbesttir ancak sayının tek olması gereklidir. Eğer taraflar hakem sayısı ile ilgili bir karara varmamışlarsa üç hakem seçilmektedir. Gerçek kişilerin hakem seçme imkanı vardır. Tek hakem seçilecekse ve taraflar hakem seçemezlerse, bu kez hakem taraflardan birinin talebi üzerine asliye hukuk mahkemesi tarafından seçilmektedir. Eğer üç hakem seçilecekse taraflardan her birinin bir hakem seçmesi gereklidir. Bu şekilde seçilen iki hakem de üçüncü hakemi belirlemektedir. Taraflardan biri, diğer tarafın bu yoldaki talebinin ulaşmasından itibaren otuz gün içinde hakem seçiminde bulunmazsa, tarafların seçtiği iki hakemin seçilmelerinden sonraki otuz gün içinde üçüncü hakemi tespit etmezlerse, taraflardan birinin talep etmesi üzerine konunun niteliğine göre Asliye Mahkemeleri hakem seçimini yapmaktadır. Üçüncü hakem de başkan olarak görev yapmaktadır.

Tüketici Hukuku

Tüketici Hukuku, tüketicinin korunması için geliştirilmiş bir hukuk sistemidir. Tüketiciler öncelikle ekonomik olarak korunmuş, sonrasında kaybettikleri ekonomik haklarının geri kazanılması, zarara uğrayanların zararlarının tazmin edilmesi gibi durumlar ortaya çıkmıştır. Ancak hukuk tüketicinin korunmasından ibaret olmamalıdır. Tüketicinin korunması evrensel bir kavramdır ve bu hukuk, hem özel hukuku hem de kamu hukukunu içinde barındırmaktadır. Emredici kurallarla düzenlenen bu hukuk dalı, devletin kalkan görevini üstlendiği, devletin müdahalesine açık bir daldır. Tüketici hakkı kavramı ilk kez Kennedy tarafından dile getirilmiştir ve tüketicinin bilgi edinmesi, tüketicinin sesini duyurması, tüketicinin tazmin edilmesi ve tüketicinin örgütlenmesi gibi 4 kavramda ele alınmıştır. Avrupa Birliği’nde de 1975 yılında tüketici programı ortaya çıkmıştır. Bu programda tüketicinin temel hakları belirlenmiştir. Bu haklar; tüketicinin sağlığının ve güvenliğinin korunması hakkı, tüketicinin ekonomik çıkarlarının korunması hakkı, tüketicinin tazmin edilme hakkı, tüketicinin bilgilendirme ve eğitim hakkı ile tüketicinin temsil edilme hakkı olarak 5 maddede toparlanmıştır. Bu 5 madde, ülkemizde de Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a aynen yansımıştır. Ülkemizde tüketicinin hakkını arama mercii de Tüketici Mahkemesi olmuştur.

 

Tüketici Davası Tüketicinin Hakkını Korumak İçin Açılır

 

Mahkemelere Tüketici Davası açıldığında amaç tüketicinin hakkını korumaktır. Ancak tüketicinin kayıtsız şartsız haklı olması diye bir husus bulunmamaktadır. Bu nedenle dava açılmadan önce tüketici kanununu çok iyi bilen bir danışmanlık firmasından görüş alınmalıdır. Tüketicinin korunmasındaki amaç bellidir. Ancak öncelikle tüketicilere bir malı satı alırken öncelikle gerekli olup olmadığının bilincini aşılamak gereklidir. Ayrıca bilinçli tüketici olunmalı, yalnızca haklarının değil bazı sorumluluklarının da bulunduğu anlatılmalıdır. Var olan haklarına nasıl sahip çıkacaklarının öğretilmesinin yanı sıra malya da hizmetlerle ilgili araştırmaların yapılıp tüketicilerle paylaşılmasının da önemi büyüktür. Reklam ile mal ve hizmet alımının önüne geçilmesi, tüketicilerin bütçelerine uygun olan mal ve hizmetlere ulaşması sağlanmalıdır. Tüketicinin korumanın bazı araçları vardır. Bu araçlar arasında öncelik tüketicinin kendisidir, yani bilinçli tüketicidir. Devletin de tüketiciyi korumaya yönelik mevzuat hazırlama, yürütme ve uygulama görevi bulunmaktadır. Ayrıca devletin yasaları öğretme ve tüketicileri bilinçlendirme görevi de bulunmaktadır. Ayrıca devletin hem imalatçıyı hem de satıcıyı denetleme görevi de bulunmaktadır. Tüketicinin bilinçlendirilmesinin en önemli yollarından biri de medyadır. Ancak bilim insanlarının da görevinin inkar edilmemesi gereklidir. Bunların yanı sıra danışmanlık firmaları da tüketiciyi bilinçlendirme ve yol gösterme görevini üstlendikleri de bilinmelidir.

 

Ayıplı Malda 15 Güne Kadar Değişim Yapılmalıdır

 

Tüketici Davaları, farklı nedenlerle açılabilmektedir. Ancak dava açılmadan önce bazı hakların bilinmesi ve buna göre işlem yapılması önemlidir. Bunlardan birisi ayıplı kaldır. Alınan bir ürün hatalı çıktığında 15 gün içinde değiştirilmesi paranın ide edilmesi, ücretsiz onarılması, ayıbın neden olduğu değer kaybının malın bedelinden indirilmesi talep edilebilmektedir. Firmanın bu talepleri karşılama zorunluluğu vardır. 15 günlük süre, ayıbın gizli olması ve tüketicinin bunu sonradan fark etmesi durumunda 2 yıla kadar çıkabilmektedir. Ancak üzerinde defolu olduğu belirtilen ürünlerle ilgili bu durum geçerli olmamaktadır. Bunun yanı sıra mal ve hizmetlerin ambalajlarının üzerinde mutlaka etiket ve tarife olmalıdır. Sanayi malı imal eden işletmelerin ürünleri için en az bir yıl garanti vermelidir. Ayrıca garanti ürünün tüm parçaları için geçerli olmalıdır. Bazı parçaların garanti kapması dışında tutulması mümkün değildir. Ayrıca satıcıların bu garanti belgesini müşteriye vermekle mükelleftir. Ürünün arızalanması durumunda tamiri garanti süresince ücretsiz yapılmalıdır. Servis ya da üreticinin garanti kapsamında olan ürün için para talep etmesi mümkün değildir. Eke&Şimşek, bu alanlarda uzman ekipleriyle danışmanlık hizmeti vermekte ve tüketici davalarında profesyonelce yol göstermektedir.

Ticaret Hukuku

Ticaret Hukuku, hukukun ticaretle ilgili tüm mevzuatını kapsayan alt dalıdır ve kişiler arasındaki ticari ilişkileri düzenlemektedir. Hükümlerse, temel olarak Ticaret Kanunu’nda toplanmıştır. Ayrıca bu hukuk kanunları arasında Sermaye Piyasası Kanunu, Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu da vardır. Ticaret hukukunun genel kavramları tacir, ticaret sicili, ticari işletme, tacir, ticaret unvanı, ticari defterler, cari hesap, ticari işler tellallığı, haksız rekabet, acentelik, ticaret ortaklıkları başlıklarında tanımlanmaktadır. Ticaret ortaklıkları da kooperatif, komandit, kolektif, limited ve anonim ortaklıklarıdır. Belgelerle ilgili hukuk, değerli evrak başlığı altında toplanmıştır. Düzenlenme biçimleri ise nama ve hamiline yazılı olmaktadır. Değerli evrak poliçe, bono, çek, emtia senetleri e taşıma senetleri türlerindendir. Deniz Ticaret Hukuku ve Sigorta Hukuku da sosyal sigortalar hariç Ticaret Hukuku konuları arasında yer almaktadır. Bu hukuk dalının kapsamına hukuk dalları da girmektedir. Bunların arasında bulunan Ticari İşletme Hukuku, özel bir hukuk dalıdır. Bu hukuk dalının çeşitleri ve tanımları bulunmaktadır. Ancak bu tanımlar ortak bir noktaya ulaşamamıştı. Ticaret hayatını düzenleyen hukukun kendine has özellikleri bulunmaktadır. Bu hukuk dalı geniş manada ticari faaliyetlerden doğan ve ekonomik hayatla yakından ilişkisi bulunan bir takım hukuki durumları kapsamaktadır. Bu hukuk dalı her ülkede yoktur. Genel anlamda Borçlar Kanunu kapsamında ele alınır.

Ticari Sözleşmeler

Bunların dışında bir de ticari sözleşmeler vardır. Bu sözleşmelerde tarafların birbirine uygun açıklamalarıyla yapılan bir hukuki işlemdir ve sözleşmenin genel olarak belirli bir biçimde yapılmasının zorunluluğu yoktur. Ancak yasalarda bazı tür sözleşmelerin belirli biçimde yapılması belirtilmiştir. Mesela gayrimenkul satış sözleşmesinin resmi biçimde yapılması mecburidir. Ayrıca sözleşme yazılı biçimde yapılmalıdır. Bu, anlaşmazlık durumunda kanıtlamayı kolaylaştırmak içindir. Sözleşme, taraflardan birinin sunduğu bir önerinin karşı taraf veya diğer taraflarca benimsenmesiyle olmaktadır. Sözleşmede tarafların karşılıklı menfaatleri vardır. Herhangi bir malı satın alırken yapılan iş, sözlü bir sözleşmedir. Alıcı mal için belli bir fiyat önermekte, satıcı bu öneriyi kabul ederse parayı alarak malı teslim etmektedir. Bu durum, yapılan sözleşmenin koşullarının yerine getirilebilmesidir. Sözleşmenin geçerli olabilmesi için tüm tarafların sözleşmeyi hür iradeleriyle ve bilinçli olarak yapmaları gereklidir. Taraflardan birine zor kullanılması, tarafların birinin korkutulması veya aldatılması yoluyla yapılan sözleşmelerin herhangi bir geçerliliği yoktur. Kanunlara göre reşit olmayanlar, ekli melekeleri yetersiz olanlar ve çocukların sözleşme yapması mümkün değildir. Ayrıca konusu kanun ya da genel ahlak kurallarına ahlaka aykırı sözleşmelerin de yapılması imkânsızdır. Sözleşmeyi imzalayan taraflarından biri sözleşmede belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmezse karşı taraf dava açabilmektedir. Mahkeme haksız tarafı yükümlülüğünü yerine getirmeye zorlaşıcı karar alır ya da sözleşmeye uyulmasından doğan zararın ödenmesine karar verebilir. Tazminat adı verilen bu ödemeye karar verilmesi için zarar gören tarafın zararını kanıtlaması gereklidir. Davaların yetkili mahkemesi Ticaret Mahkemesi olmaktadır.

Uzun yıllara dayanan tecrübesi ile Eke & Şimşek ticari işletme, şirketler ve kambiyo hukuku bakımından farklılık yaratmaktadır.

 

Taşıma Hukuku ve Ticaret Davaları

Taşıma Hukuku, deniz, kara ve hava taşımacılığından kaynaklanan ihtilaflar olarak özetlenebilmektedir. Bir de Ticaret Davası vardır. Bir davanın ticari olması için iki sonuç olmalıdır. İlk olarak davaya özel mahkemede bakılmalıdır. İkinci olarak ise özel muhakeme usulü kurallarının uygulanmasıdır. Ticari davalara eğer varsa o mahaldeki ticaret mahkemeleri bakmaktadır. Bu mahkemeler yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi’nde de ticari bir dava açılabilmektedir. Ancak miktarla ilgili sınırlamanın da göz önünde bulundurulması önemlidir. Ticaret Hukuku’nda ticari davalara uygulanacak özel bir usul öngörülmemiştir. Ayrıca Ticaret Suçları da yine aynı mahkemelerde görülmektedir.